Friday, 15 November 2013


Neden Belçika? Neden Brugge? sorularına geçen yazımda cevap vermiştim. Merak eden dostlar aşağıdaki linkten bu soruların cevaplarını bulabilirler. Bu yazının da temelinde yine bira, önemli mekan ziyaretleri ve ne yazık ki kötü fotoğraflar var. Ayrıca hizmet sektörüne okkalı bir eleştiriyi de yine yazımızın içerisine sıkıştırarak muhalif kimliğimizi yansıtmayı sürdüreceğiz.


‘Hayat kötü bira içmek için çok kısa’, aslında hayat bir çok şey için çok kısa ve eğer siz biraz kafanızı kaldırıp, araştırıp,  tavşanın tüyleri arasında yukarı doğru tırmanmadığınız sürece size dayatılan standartlara mahkum kalmanız kaçınılmaz (yazar burada her çocuğun okumasını dilediği Sofi’nin Dünyası romanına gönderme yapıyor.). Standartların dışında ve üstünde güzel biralar içmek için özel biraevlerinin ürünleri takip etmek büyük kolaylık. Struise (De Struise Brouwers) bu özel biraevlerinden yalnızca bir tanesi ve benim gönlümde en üst sıralarda yerini almış durumda.

Struise’i (http://struise.com/) ve biralarını anlatmak bu kısa seyahat yazısının haddi değil. Ama RateBeer’da ürettiği biralara ve notlarına şöyle bir göz atarsanız bulduğunuz yerde ürünlerini almanız gereken bir biraevi olduğunu anlamak zor olmayacaktır. (http://www.ratebeer.com/brewers/de-struise-brouwers/9244/)

Brugge’de Struise’in kendine ait bir dükkanı (mağaza diyecek kadar büyük değil. :)) olduğunu duyunca çok heyecanlanmış ve hemen rotama eklemiştim. 1 saat boyunca bir o tarafa bir bu tarafa dolanıp artık vazgeçmenin zamanı geldiğini düşündüğüm anda aşağıdaki meydanın yine aşağıdaki resimlerde görünen bir köşesindeki bu küçücük dükkanı buldum. Siz siz olun internet üzerindeki lokasyon taglemelerine çok güvenmeyin… Hemen söyleyeyim, bira hastası değilseniz gitmenizi gerektirecek bir yer değil. Belçika’da herhangi bir mekanda Türkiye’de içtiklerinizden çok farklı ve sizi bambaşka diyarlara götürecek biraları rahatlıkla bulabilirsiniz. Burası ekstrem zevkler için. Dükkan yaklaşık 15 metrekare küçücük bir yer, 3-4 farklı biralarını musluktan veriyorlar, bunun dışında şişe bira, t-shirt ve bardak gibi ürünler alabiliyorsunuz.
  
Bu hangi meydan diyenler için mekanı bir önceki yazıda haritada işaretlemiştik..
 Netten aldığım bir resim, ben girişi çekmemişim.

Mekana girdiğimde küçük barın arkasında hoş bir hanımefendi ve önünde yaşlıca bir adam vardı. Önce musluktan içebileceğim biraları sordum, Struise’in tüm bira ailesine hakim olmadığım ve burada özel ürünler satıldığı için kadıncağız anlatsa da anlamadığım bir bira istedim ve başladım şişeleri incelemeye. Yurdum cep telefonu servis sağlayıcıları yurtdışında kullanılan interneti müşteriye geçirilecek fatura olarak gördükleri için incelediğim biraların özelliklerini, puanlarını anında açıp okuma şansı bulamadım. Bu durumda da bildiğim birkaç ürünün dışına çıkmak zor oldu. Ayrıca sağlık problemi nedeni ile çok ağır da taşımamam gerekliydi. Sonuç olarak musluktan 2 farklı bira tadımı, 2 küçük tadım bardağı ve 3 özel Struise birası alımı gerçekleşebildi.

 
Şişeler, şişeler..

 
 Şişeler, bardaklar, T-şörtler..

Ortam oldukça sıcaktı, bardaki hanımefendi biraların özellikleri bana anlatırken yaşlı ve sonradan Brugge’ün yerlisi olduğunu öğrendiğim amca bana hemen önümüzdeki meydanda bulunan binanın üstündeki heykellerin hikayelerini anlatmaya başladı. Dükkan kapanma saati de geldiği için içeriden kapıyı kitledik, başladık 3 kişi muhabbete. Çoğumuz (ben dahil) için turistik aktivite bir şehirde herkesin gezdiği meydanı görmek, aynı binanın resmini çekmek ve facebook’da taglemek olduğu için o şehrin yerlileri ile (çoğu söylediğini anlamasanız da) muhabbet etmek, farklı şeyler öğrenmek oldukça keyifliydi.

Hayattaki mutsuzlukların bir numaralı sebeplerinden olan ‘beklenti yüksekliği ve sonrasında hissedilen hayal kırıklığı’ nedeni ile bu ziyaret beni çok (beklediğim kadar) mutlu etmedi. Ama kesinlikle keyifliydi ve eğer yazının bu kısmına gelecek kadar biraya kafayı takmış biri iseniz, gidin!

Avrupa şehirlerinin en büyük avantajlarından biri de her yere yürüyerek gidebilmeniz. Brugge’de bu biraz daha net çünkü şehir gerçekten bir minyatür şaheser. Struise şişe dükkanından çıkıp bira-seyahatçileri için önemli bir mekan olduğunu öğrendiğimiz ‘t Brugs Beertje’ye doğru yola koyuldum. Yol 5 ile 6 dakika arası sürdü. Yola koyulmak deyimini kullanmaya değecek bir uzaklık değil yani.. :)
 
 Sokak pek öyle harika ve özel bir bara evsahipliği yapıyor gibi değildi :)

Sizce bir mekani özel kılan şey nedir? Bence aldığınız hizmet, kalite ve çalışanların yıllarca o mekana emek vermesi, sahiplenmesi. Türkiye’de böyle yerler bulmakta gerçekten zorlanıyoruz. Her anlamda. Restoran olsun,  bar olsun, meyhane olsun (bu sonuncusunda nispeten sağlanabiliyor) uzun yıllar aynı kaliteyi, aynı işletmeci ve çalışanlar ile sürdürmek pek mümkün olmuyor. Müşteri olarak çabuk sıkılıyoruz, yatırımcı olarak çabuk köşeyi dönmek istiyoruz. Sonuç olarak da ardı ardına açılan kapanan ‘yeni’ mekanlar. 1 sene rezervasyonsuz giremediğiniz mekanın 1-2 sene sonra kapanacak kıvama gelmesi veya aynı tadı vermemesi sık yaşanılır oluyor. Üzücü.. Sektör Türkiye’de çok zorlu ve rekabet eşit şartlarda yürümüyor. Giriş kısmında belittiğimiz üzere haddimiz olmasa da hizmet sektörüne işkembeden sallama kısmına burada son vererek bu mekan neden özel buna geçelim isterseniz.

Bu resmi de netten arakladık.

Elimde bir kitap, Good Beer Guide Belgium. Bu kitabı yazan amca (Tim Webb) gezmiş de gezmiş. Üşenmemiş kitap yazmış ve bir de bakıyorsunuz bu kitabı yazma fikri bu barda aklına gelmiş. Bu yüzden özel. Kitaptaki resime bakıyorsunuz, anlatılan kişiyi (barın sahibini) okuyorsunuz ve yıllar sonra bir bira-sever çaylak olarak oturduğunuz barın arkasında yine aynı kadını görüyorsunuz. ‘Haftasonu turist dırdırı çekemem, zaten bar iş yapıyor paramı kazanayım keyfime bakayım’ dememiş. İşinin başında, mekan hınca hınç dolu ama hala güler yüzlü, mekana girenlerle selamlaşıyor, servis yapıyor.. Bu yüzden özel. Özenle seçilmiş bir bira listesi var, çok inceleyemdim ama bildiğim kadarı ile hiç lager yok. Özenle seçilmiş bir bira listesi olan her yer benim için özeldir.

Çektiğim yakın plan kötü resimlerden bir şey anlayamayacağınız için internetten araklanmış 1 resmi de aşağıda beğenilerinize sunuyorum.

 Bar boşken böyle duruyor :)

2 sayfadır yazdık 2 bira yorumlamadık bu nasıl gezi ne anladım bu işten dediğinizi duyar gibiyim. 
Buyrun;

Bir mekanda, özellikle Avrupa’da bir barda önce musluğa (tap) bir göz atmak lazım.

 Soldan ikinci bira ilk yazımızda tanıtılmıştı.

LUPULUS: Köpük beyaz ama kalıcı değil. Renk IPA görünümünde bulanık sarı. Koku ise bir belgian blond ale gibi geldi ilk anda. Ne içeceğiz acaba? İlk tadım hafif tatlı sonrasında şerbetçiotları hissediliyor. Çok kompleks olmamakla birlikte dengeli. Biranın türünü anlamakta zorluk çekiyorum. Bitiriş acılığı bir IPA ile başbaşayız sanmama neden olmakla birlikte bir Abbey Tripel içtiğimiz sonradan (okuyarak) anlıyorum. Lupulus bardağı bir brugge danteli gibi sardı bu esnada. Tam bir değerlendirme için bu kadar yorgun olmadığım ve daha sakin bir ortamda içmek gerekli. %8,5 alkolü hiç hissettirmediğini de belirtmem gerekli.

Puanım: 7 / 10
RateBeer Puanı: 92 / 100

Kafayı bulduk, tren saatine az kaldı. ‘Bir bira daha içelim mi? yoksa Tren’e mi yetişelim?’ sorusuna bir mühendis olmanın verdiği teknik değerlendirme, mantık ve bilimsel süzgeçten geçirme süper güçlerimi kullanarak kararımı veriyorum. Yüksek alkollü bir bira daha patlatalım.. (yanlış karar verdi..)

DE STRUISE – ELLIOT BREW: Struise kardeşlerden. IPA, DIPA derken geldik mi Imperila IPA'ya. Koku adam devirir. Hayatımda hiç şerbetçiotu tarlasına dalmadım ama dalmış kadar oldum.  Renk bronz, köpük 1 parmak ve kırık beyaz. Tadımda içtikten sonra biraz beklemek gerekli oluyor, ağızda yavaş yavaş patlıyor. Filtre edilmemiş gibi, içinde tortular var. Bu IBU (International Bitterness Unit) olayını anlamış değilim. Araştırmalarımda 100 IBU'nun üstünün damak açısında ölçülebilir olmadığı belirtiyor. Bu biranın farklı batchleri 130 IBU'dan başlayıp 163 IBU'ya kadar çıkmış. Bemin içtiğim serinin IBU değeri 216. Bu ne yaa? Şişe üstündeki yazıları okuyorum, neymiş efendim dengeliymişmiş.. Hadi ordan sayın seyirciler. Alkol oranı da %9. daha da birşey demiyorum.

Puanım: 9 / 10

RateBeer Puanı: 99 / 100



 Tadım notlarını zaten şişenin üstüne yazmışlar, bizim uğraşmamıza gerek kalmamış. Resimin sağ tarafında bir ele kaç adet ORVAL sığar çalışması var. Mutlulukla izliyoruz...

İstanbul’da sabahın kör vakti başlayan yolculuğum yürüyemeyecek kadar ağrılar çekmeme rağmen bir takvim günü içerisinde 4 farklı mekan, 4 değişik bira ve mideden adam gibi bir yemek geçmeden devam ediyordu. Bu Gastronomik seyahate yakışmayacak ama trene yetişmek için tek alternatifim olan atıştırmalık ile kendimi trene attım. Sızdım…

Evet Belçika'da bunu yedim. Üzgünüm...

Gün bitti mi? Hayır. Yurtdışına çıkınca otelde geçirilen vakti zaman kaybı olarak hissettiğim için, 1 saatlik dinlenmenin ardından ve yürüyecek kıvama geldikten sonra kendimi zar zor Grand Place’e attım, oradan da Delirium’a. Bir bira daha içmeden gün bitmemeliydi.. :)

Mikkeller Single Hop IPA - CASCADE: Kafa güzel, yorgunluk had safhada. Delirium'da oturacak yer yok. Bira notlandırılamaz bu şartlarda. Sadece Mikkeller'in yine özel bir biraevi olduğunu bilelim ve bu serinin tek tip şerbetçiotu kullanılarak üretilen IPA serinin Cascade şerbetçiotu kullanılan versiyonu olduğunu not edelim. Etmezsek ne olur? Adını okuyunca anlarız. Boş verin not etmeyi o zaman.. :)








Yeterdi, Yetti.
Bir sonraki yazıda Brüksel’deyiz. Beklerim..


Devamı için

Friday, 18 October 2013

 
Belçika diyince tüm yurdum turistlerinin yüzü düşüyor ve ben bunu anlamakta gerçekten güçlük çekiyorum.. Bayram tatili dolayısıyla hepimiz kendimizin/sevdiklerimizin Roma, Venedik, Floransa, Barselona, Viyana, Paris resimlerini bol bol paylaştık/gördük. Biraz daha genç tayfa Amsterdam, bütçeyi doğrultanlar Amerika'daydı.. Resimler de hep aynı yerlerden, aynı heykel, aynı köprü, aynı sokak..

Peki ben buralara gitmeyin mi diyorum? Haşaaa hayır! Gidin, hobi olarak yine gidin, ben de gittim ama değişiklikten korkmayın, yeni ufuklara yelken açmayı deneyin ve gerekirse aynı yere birçok kez gidip turist olarak değil yerlisi gibi gezmeye çalışın.. Bir dee, gittiğiniz yerde hobinizi, keyiflerinizi kovalayın.

Bir insan turist olarak gittiği yerde ne bulmak ister? Tarih? Güzel yemekler? Hoş vakit geçirilecek mekanlar? Bunların hepsi Avrupa'nın Ankara'sı olarak adlandırılan Brüksel'de var, Brugge ise tam aşıklara göre bir yer, Amsterdam'ın minyatürü, Venedik'in korkmayan ve gezilebilir versiyonu..

Tarih, Müzeler, Michellin yıldızlı restoranlar, kanallar... Ama beni ve bloğumuzu ilgilendiren yegane şey; Bira ve Bira seviyorsanız, cennetesiniz demektedir.

Girişi fazla uzattık, uçaktan indik trene atladığımız gibi Brugge'e doğru yola çıktık, hedeflerimiz;
- De Halve Maan (biraevi)
- 2be Beerwall
- Struise Bottle Shop
- 't Brugse Beertje 

Bu rota nasıl mı belirlendi? Bir birasever nasıl mı araştırma yapar? Öncelikle kitaplar her zaman ilk kaynağım oluyor. İnternet hiçbir zaman okumanın, sayfaları çevirmenin keyfini vermiyor ve bir bilgi çöplüğü içinde dolaşmıyor, derlermiş toplanmış bir yazı okuma şansınız bulmuş oluyorsunuz. Tek dezavantajı son dönem bir baskı değil ise yenilikler konusunda biraz geri kalabiliyorsunuz.  Yolculuk öncesi kitabım Good Beer Guide - Belgium'dı, kesinlikle tavsiye ederim. Gezeceğimiz yerlerin içinde bu kitabın fikrinin oluştuğu bir bar da var. :)

Tren garından itibaren gerçekleştireceğimiz Rotamız..

Site olarak birçok alternatif var ama ben RateBeer'ı bu konuda tek geçiyorum. Tür'e göre puanlandırma (bar, biraevi, dükkan, restoran, kendi birası olan bar gibi...) olduğu için yeme-içme saatlerinize göre program yapabilirsiniz.

Diğer bir kaynağım ve belki de en güvenilir olanı, dostlar ve bloglar. Bira üzerine yazan 5-6 kişilik yeni kurulmuş grubumuzun da lokasyon belirlememde önemli desteği oldu. Özellikle Belçika'da yaşayan dostların. Onlar kendilerini biliyor, teşekkürler..

Brugge harika bir şehir, hiç bir şey bilmeden gidip bu küçük şehre aşık olarak dönebilirsiniz. Benim bu 3. ziyaretimin tek hedefi var; Bira!

Trenden iner inmez De Halve Maan'a doğru yola çıktım. Bu benim 3. Bira imalathanesi ziyaretim olacak. İlk olarak efsanevi Cantillon'u gezmiş ve aşağıdaki linkte yazmıştım.
http://biraatolyesi.blogspot.com/2013/05/sarapseverler-icin-cantillon-biraevi.html

2. Ziyaretim Efes Merter bira fabrikasına olmuştu. Bunu yazamadık ve yeni kanundan sonra da yazamaycağız gibi.. Ayrı 2 ucu gördükten sonra bu ziyaretin de çok farklı bir deneyim olacağından eminim..

DE HALVE MAAN
Brugge küçüklüğüne rağmen Avrupa'nın en önemli turistik mekanlarından biri ve bu yüzden de özellikle haftasonları çok kalabalık, De Halve Maan da ne yazık ki öyleydi. Biraevi turu belirli bir saatte başlıyor, ben hemen biletimi aldım ve daha 15dk olmasını da fırsat bilerek ilk biramı alarak yudumlamaya başladım. Biralara geçmeden şunu da belirtelim ki bu biraevi onlarca yarışmadan altın madalya ve farklı ödülleri almış kendi 'gizli' formülleri ile bira yapan bir yer.  
Saygılarımızı sunuyoruz.





 De Halve Maan'ın girişinde Turistik bir market var. Bira, Anahtarlık, Açacak vs, 
Bira Koleksiyonerleri için ideal..

Biraevinin aldığı onlarca ödülden bazıları

İlk biramızı içtiğimiz giriş bahçesi. Herkes sırada gördüğünüz üzere. Ben biramı yudumlamayı tercih ettim. :)

 
Brugse Zot Dubbel; (yine o anki hislerimizi ve yazdıklarımızı aynen aktaralım) Musluktan, taze bira. Biramız bardakta kahve-maun bir renkte, köpük ise yoğun ve yine kahverengi. alkol %7.. Eee Dubbel!
Koku için pek uygun bir ortam yok, hava rüzgarlı, biramızı açık bir ortamda bahçede içiyoruz. Kokuda alkolü ve kavrulmuş tınıları alıyorsunuz. Tadım kahve, karamel ve baharatımsı. topraksı da denebilir ve damakta kalıcı. Bir klasik ama 'masterpiece' değil. Çok hafif bir Bira Atölyesi birası ekşiliği de yok değil diyeceğim ama bilemiyorum :) 
Puanım: 7,5/10
Ratebeer Puanı: 70/100

Biramızı içtikten sonra saat başı başlayan tur'a geçiş yaptık, yaklaşık 45 dakikalık bu tura girerken aslında biraz kararsızdım, birayı üretim sürecini zaten biliyorum, 50 turist ile ne kadar zevkli olabilir diye düşünüyordum ki despot görünüşlü, ama sakin, espirili ve nevi şahsına münhasır teyzenin anlatımları ile çok güzel vakit geçirdim. Dünyanın her köşesinden turiste eski bir bira-evini ve nasıl bira yapıldığını, tarihini anlattığı için kolaylıkla sıkıcı olabilecek bir işe keyif katmış. Espriler ve fıkralar harika. tekrar anlatılınca aynı etki olmayacaktır ama bir kaç anektot;
 - Birada kullanılan şerbetçiotunun (hop) marijuana'nın kuzenidir. Bu yüzden bira içen insan keyifli olur :)
 - Bize çok bira içtiğimizi söylyorlar ama takmıyoruz, çünkü çok hoppy'iz.:)
- Bira turu sonrası %9 alkollü Quadruppel'i içmeden önce bir geleneğimiz var. Beyaz bir kağıda kaldığınız otelin adını yazıyorsunuz. Herkes kaldığı oteli hatırlayacağını düşünüyor ama sarhoş olunca tek söyledikleri 'o büyük kilisenin yanındaki oteldi' oluyor ve bu şehirde o kiliselerden onlarca var :)

Efsane teyzemizi aşağıdaki resimlerde görebilirsiniz. Hangisi olduğunu işaret etmeye de gerek olduğunu sanmıyorum.


 
Eskiden herşey zordu. Bu binada hala bira üretiliyor ama yüksek adette değil sadece burada satacak kadar. Asıl üretim yeri taşındığı için tarihi bir biraevini gezme şansına nail oluyoruz.

Teyzem anlatıyor..


Eski şişeler, kapatma aparatları, kazanlar.. 

Bira turundan sonra bu sefer içeri barın olduğu mekana geçerek diğer biramızı aldık. Yolculuğum sabah 5:30'da Türkiye'den başlamıştı ve uçakta atıştırdıklarım hariç boğazdan birşey geçmediği için yanına da bir atıştırmalık sipariş ettim. Fired Meat Ball, nasıl birşey olduğu resimde görülmektedir, ayrıca bira da tura katılan herkese bedava. Kaçırmak olmazdı.

 Taze biramız musluktan dolduruluyor.

Brugse Zot: Biramız bardakta koyu bal renginde.Köpük beyaz ve yoğun, 3 parmak olarak aldık yarım parmağa kadar düştü. Koku tatlı, toffie olarak adlandırabileceğimiz şekilde. Tam olarak çeviremiyorum Türkçe'ye. Bira yazarı dostlardan destek gelebilir bu konuda. Tadım ağızda gövdeli ve yine tatlı tınılar hakim, bitirişte hafif şerbetçiotu acılığı var. Kompleks bir bira. Bu kadar turunçgil ağırlıklı bir bira için şerbetçiotu bitirişte hissediliyor ama aromatik şekilde. Ortalamanın üstünde keyifli bir bira.
Puanım: 7/10
Ratebeer Puanı: 64/100









Harika bir görüntü değil mi? De Halve Maan'ın bahçesinden. Hikayesini bilmiyorum ama Doğa Ana diyesim geliyor. :)

2. mekanımız turistlerin uğrak yeri, ana meydana çıkan yoldaki ünlü BİRA DUVARI. Ben mekanı ziyaret öncesi araştırmalarımda ve bloglarda öğrendim açıkçası. Çok vaktim olmadığı için 1-2 bira tadar, ortamın keyfini çıkarır ve yoluma devam ederim diye düşünüyordum ama ne mümkün?

Turistler ortamı doldurmuş, doğru düzgün resim çekilmiyor, oturulacak masa yok! (Bunları yazan kişi elinde fotoğraf makinası ile dolaşan Türk bir turist olunca ne kadar kendini beğenmiş bir havaya büründüğümüz ortada. Beer Snob'luk seviyesine geçtik malesef.) Sonuç olarak bu mekanda ne bira içebildik, ne keyif alabildik. Muslukta hangi biraların olduğunu ve ortamın 1-2 kötü resmini aşağıda bulabilirsiniz. Herkes koca Kwak bardaklarında Kwak içmekle meşguldü. Bu bira Türkiye'de kendi bardağı ile bir barda satılırsa satışları en az beşe katlanır. Biz meraklıyızdır böyle şeylere. Herkes de meraklı anlaşılan.

 Kanal'ın üstünde bir ev, bira dışında görebileceğiniz yegane Brugge resmi. Araya karıştırayım dedim. Bu Şehir güzel!

 Bira Duvarı, 2Be
 Ahanda bu da duvar.. Duvar'ı mecazi anlamda düşünmemiştiniz umarım..
 Tavandan resimler-1
 Tavandan resimler-2
 Muslukta neler varmış bir göz attık.
 Trappist'ler göz kamaştııyor.. :)
Herkes Kwak içiyor. Birayı sevdiklerinden mi yoksa bardağı sevdiklerinden mi?

Yazımıza burada son vermek en iyisi, Brugge turumuzun 2. yazısında bence Avrupa'daki en önemli biraevlerinden birinin şişe dükkanına gideceğiz, oradan da RateBeer'a göre Brugge'deki en yüksek puanlı bar'a uğrayacağız.

Görüşmek üzere birasever dostlar..
Devamı için

Saturday, 7 September 2013

Gittik, Gördük, İçtik...
Zor bir gezi oldu,Bira aşkı olmasa adım atmam zordu doğrusu..

Nereleri mi gezdik;
  • Brugge
    • De Halve Maan Biraevi
    • Bira Duvarı (2be Beer Wall)
    • Struise bottle Shop
    • 't Brugs Beertje
  • Brüksel
    • Delirium
    • A La Mort Subite
    • Chez Moeder Lambic
    • NUETnienough
    • Poechenellekelder
    • Bier Temple
Peki bunları tek yazıda mı bitereceğiz? Tabi ki hayır. Ama önce sindirmek, notları temize geçmek ve okumak lazım. Bir iki resimle önden birşeyleri paylaşmış olalım, yakında görüşelim;

 De Halve Maan Biraevi'nden Brugse Zot Dubbel
  De Halve Maan Biraevi Turu
 Bira Duvarı
 Struise Biraevi'ni hiç duymadınız mı? Ayıp...
 Önemli Bir Bar, Efsane bir IPA
 Sudden Death.. Hikayesi yakında...
 Yemek Sonrası Kahvemiz
 Resimde yazıyor ne olduğu :)
 Bu kafe'nin ismini bir yazıda 2 kere yazamayacağım..
 Yemekler de bira ile tapılıyor...
 Eve de birşeyler getirdik tabi..
Şeffaf bir IPA @ delirium

Yakında çok daha fazlası ve hikayeleri burada olacak..
Devamı için