Wednesday, 17 December 2014

EL YAPIMI BİRA TADIM GÜNÜ

Butik bira bir kültür, ev biracılığı ise bu kültürün sevenlerinin emeği ile yoğrulduğu ve günümüzdeki bira devriminin de bir nevi tetikleyicisi olan bir hobi. TÜBİKOKTürkiye Bira Koleksiyonerleri Kulübü bünyesinde evde kendi emeği ile bira yapan dostlar olarak bir araya geldik ve TÜBİKOK üyelerinin de katıldığı bir Tadım-Yarışma günü düzenledik. Daha sonraki tadım günleri için bir prova niteliğinde olan bu özel birlikteliği blog aracılığı ile sizlerle de paylaşmak istedim.


 
Tadım gününe özel hazırlanmış tadım servisi (Kerimcan'a teşekkürler) ve bardakları

Öncelikle TÜBİKOK’tan bahsedelim; Türkiye Bira Koleksiyonerleri Kulubü adı üstünde Türkiye’de biraya dair bir şeyler biriktiren, koleksiyon yapan kişilerin bir araya geldiği bir topluluk. Daha geniş bilgi ve açıklamalara ise site üzerinden ulaşabilirsiniz; www.tubikok.com Eğer biraya dair sevginiz bunu belirli objeleri biriktirmeye dönüştü ise sizi de aramızda görmekten mutluluk duyarız.





TÜBİKOK’un Ev Biracıları Koordinasyon grubu tarafından düzenlenen bu tadımda 5 ev biracısının ürünleri tadıldı;
- İyiBira
- Özgün
- Üç Baykuş (Cenker)
- Evren
- Bira Atölyesi

Çok farklı türlerin, üretim süreçlerinden çıkan ürünlerin tadıldığı bu günün sonuçlarını şu şekilde özetlemek mümkün;
El emeği ile hazırlanmış 2 ev birası ve 1 yüksek üretimli ticari bira. 
Resimde soldan 1. bir Kabakulak v2, soldan 2. Maskara


Öncelikle içilen biralar ve ortam çok güzeldi.  Notlandırma da gösterdi ki evde emek ile yapılan biralar birçok biraseverin aradığı farklılıkları, deneyleri, sıra dışılıkları ve süprizleri barındırıyor. Katılımcıların özel bir kitle olmasının da bunda etkisi oldukça yüksekti.






Bu özel tadım gününde hem güne renk katmak hem de ev biracılarına ürünleri hakkında yorumlar ve geribildirimlerde bulunabilmek adına bir küçük yarışma da düzenlendi. Puanlama ile ilgili kısıma geçmeden önce yazının sonunda puanlamanın nasıl gerçekleştirildiği ile ilgili notlar incelenebilir.

Puan sıralı liste aşağıdaki gibi oluştu. Görkem Bey ve Ersin Bey'e tebrikler.. (İYİBİRA) Günün son içilen birası Kabakulak v1 açık ara ile birinci oldu. Kendi reçeteleri ile hazırladıkları bu bira her puan türünde en yüksek puanı alarak şampiyon oldu. Üreticinin,  baharatların yarı yarıya azaltıldığı ve az kaynatıldığı versiyona göre (kompleksliği ve derinliğinin herkesin beğenisini kazanamayabileceği öngörüsü ile) neredeyse bir tam puan yüksek not aldı. Bu da tadım grubunun yeni tatlara ve derinliğe aç ve açık bir grup olduğunu gösteriyor. 



El (ya da Ev) Yapımı Bira Tadım Yarışması Puan Tablosu 

Evren'in Stout'u Dark Side of The Moon 2. koltuğunda rahat. Bu bira kompleksliği ve bir black ipa kıvamındaki şerbetçiotu yoğunluğu ile oldukça iyi puan toplamış durumda. Evren’in dry-hop sevdasının biraya kattığı derinlik düz bir stout değil, şerbetçiotu kokularını barındıran bir tür birleşimi içmemize vesile oldu.

3. koltuğu kıl payı fark ile Kabakulak.v2’nin. İlk versiyona göre daha koyu renkli olan bu bira baharat tınıları ve içtikçe fark edilen farklı baharat tatları ile günün aynı zamanda başlangıç birasıydı.

Etkinliğe Bursa'dan katılan Maskara (Üçbaykuş-Cenker) 3.lüğü virgülden sonra 2.hane ile kaçırmış oldu. Ortalaması çok yüksek, herkes tarafından başarılı bulunan ve aynı zamanda günün tek buğday birasıydı. Cenker tarafından 'half-wit' olarak tanımlanmış, limoni tatlar barındıran bu deneysel ev birası kesinlikle özel bir deneyimdi. Kokudaki füme tınılar biranın türünün tadımcılar tarafından oturtulmasında biraz zorluk yaşanmasına neden olsa da kompleksiliği arttıran bir unsurdu.

Evren’in diğer birası TIPA yine virgülden sonra 2.hane ile sıralamadaki yerini aldı. Günün tek IPA’sı ve birçok kişinin de favori türüydü. Yine dry-hop tekniği kullanılmış bu bira birçok kişi tarafından hem görüntü hem tadım olarak oldukça başarılı bulunmuş durumda. Kokudaki hafif çimensi tınılar puanları etkilemese daha yukarılarda olacağı kesin.

 
Zift’in Peki’ ismi ve öncesindeki reklamları dolayısı ile merakla beklenen bir biraydı. Üreticilerin (bu biz oluyoruz) şeker kullanımındaki sıkıntıları koku ve damağa hafif ekşilik ve metalik tatlar ile etki etmiş olsa da hem gövde, hem görüntü ve tadımdaki hakkını veren kavrukluk beğeni toplamış görünüyor. Standart ortalama alındığında bir üst sırada olan bu bira ağırlıklı ortalamada bir sıra geride, bu da kokunun bir tadımda ne kadar önemli olduğunu ortaya koyuyor. Sıralamadaki yerinin bir sebebi de üreticinin (yani bizlerin), beklentinin karşılanmamasından dolayı kendi birasına acımasız düşük olan notlarıydı :)





Özgün’ün English Bitter’i ise. Bir senedir rafta duran bir ev birasıydı. Belirli orandaki bekleme etkisi ile oluşmuş eşki, limoni tatlar puanlarını düşürmüş oldu. Yine de piyasadaki birçok biraya tercih edilebileceğini, ilk yapıldığı zamanlarda içilseydi farklı tat ve puanlar vaaat edebileceğini gösterdi.

Tadım, sohbet, dostluk ve butik ev biraları.. Daha ne olsun...

Bu ilk tadım organizasyonunda bir çok hata yaptık, bir çok kritik noktayı da belirleyerek bundan sonraki organizasyonlar için notlar aldık. Bizim için çok önemli bir deneyim oldu. Bu aktivitelerin daha iyilerinde en yakın zamanda tekrar gerçekleştirmeyi planlıyoruz. 

Birlikte olabilmek dileğiyle..


NOT: notlandırma şu bilgiler ışığında gerçekleştirilmiştir.
BİRA TADIM NOTLANDIRMA DETAYLARI:
- Tüm biralar 5 başlık (Koku, Görüntü, Tadım, Damak ve Genel Değerlendirme) ve değerlendirme türünde notlandırılmıştır. hemen hemen tüm alkollü/alkolsüz içeceklerde olduğu gibi.
- Her başlık katılımcılar tarafından 1-10 arası, artan değer artan beğeni şeklinde olmak üzere notalandırılmıştır.
- 1-10 arası verilen notlar bira tadımındaki değerlerine göre ayrıca ağırlıklandırılmaktadır.
- Ortalama Puan tüm puanın toplanıp 5'e bölünmesi ile oluşan puandır.
- Bu notlandırmada asıl sonuç Ağırlıklı Ortalama'dır. Burada farklı başlıklar puanlamadaki önem derecelerine göre ağırlıklandırılmıştır. Bira tadımında görüntü koku ile aynı değerde sonuca etki etmemektedir. 

Devamı için

Sunday, 9 November 2014

PRAG BİRA TURU


Her türlü aktivitemi bir şekilde biraya bağlamanın bir sonucu olarak eşimle gerçekleştirdiğim yurtdışı tatil planlarımızı da bu hastalığa alet etmenin mutluluğunu yaşıyorum. Gezdiğim her yeni şehirde biraya dair rotalar oluşturmaya, özel mekanları ziyaret etmeye ve bira tadımları yapmaya çalışıyorum.

Bu blogda Belçika üzerine yazılardan sonra ilk farklı ülke Çek Cumhuriyeti oldu. Bira merkezli bir Prag şehir turu için buyrun;  

Prag’ın kendine özgü bir bira kültürü var, hemen her bölgede bir mikro biraevi, özel bir dükkan veya farklı biralar tadabileceğiniz kafeler bulabiliyorsunuz. Bunların önemli bir kısmı da turistlerin ana gezi noktası olan eski şehir ve kale bölgesinde. Özel biralar için rota değiştirmenize gerek olmuyor çoğunlukla, sadece gitmeden önce biraz araştırmak ve not almak yeterli.

 
U Tri Ruzi: Prag’daki ilk durağımızdı, Astronomik Saat’e oldukça yakın. Görece erken bir saatte oturduğumuz için boştu. Yeni bir şehre girer girmez bira mekanı ziyaretlerine başlama konusundaki destekçime, eşime de hemen yazı başında teşekkürümü ileteyim.

Mekan oldukça şirin, duvar resimleri harika, Bir butik bira mekanında olduğunuzu hissediyorsunuz, yemek ve atıştırmalık menüsü oldukça iyi ve 5 farklı birayı içeren tadım menüsü de gayet başarılı. Biralar mükemmel değil, sizi tat ve derinlikle çarpmıyor ama kesinlikle ziyarete değer.

Burada tadılan Biralar; Vienna Red, Single Hop, Monastik, Tmay (siyah bira) ve Pilsner. Bu kadar farklı türler içinde en başarılı bulduğum şaşırtıcı şekilde pilsner oldu. Bu biranın fanatiği değilim fakat sarı, gazlı ve kolay içimli bu lager alt türünün bulunduğu ülkede olduğumuzu da unutmamak gerekli. Bu mekanı şehir merkezinde bir turun ardından tercih edebilirsiniz. Böylelikle turistik kafelerde oturup standart ürünlere hapsolmak yerine hem yerel tatlara bakabilir hem de güzel biralar içebilirsiniz.





İlk mekanımız biraydı, ikinci mekanımız ise bu şehre dair tek bira dışı notumu içeriyor. Kafka Müzesi. Müze çok özel şeyler sunmasa da dahi yazarın hayatı, kitaplarına ve esin kaynakları ile ilgili detayları öğrenmek, ceza kolonisinde betimlenen makinanın bir tasviri gibi özel betimlemeleri görmek harikaydı. Lokasyonu da harika. Tavsiye olunur.

U Fleku: Kapıdan girer girmez yağmur bastırdığı için bahçe yerine içeride oturmak durumunda kaldık. İç mekanın yerel bir havası var, ahşap uzun masalar ayrı ayrı odalardan oluşan bir bina, hızlıca dolup boşalacak tarzda ve oldukça turistik. Bu mekanın ünlü siyah birasını içmeye gelen çok. Tek tip bira var ve siz daha masanıza oturmadan bira önünüze geliyor. Ziyaret edilmeye değer.

U Fleku – Siyah Bira: Bira bardakta simsiyah (kim şaşırdı?), köpük ise kahve-beyaz arası, bardağı sarıyor. Koku kavrulmuş arpa ve hafif tatlılık barındırıyor. Ama bu tatlılık meyve veya şeker tınıları gibi aromatik bir tatlılık değil. Sadece burunda şerbetçiotu burukluğu ve acılığı düşük. Tadım sizi Alman, Belçika ve Amerikan butik biraları gibi vurmuyor. Yumuşak, kolay içimli, damakta çok kalıcı değil ancak biraya özgü kavrulmuş malt tatlarını da alıyorsunuz. Görüntünün aksine bizdeki pilsnerler gibi onlarcasını rahat içebileceksiniz hissini veriyor. Çek Cumhuriyeti'nin dünyanın kişi başına en çok bira tüketen memleketi olmasında sevdikleri bira türlerinin etkisi büyük kanımca. Bu koyulukta bir birayı bu yumuşaklıkta üretmek de ayrı bir başarı.






Lokal: Şehrin farklı bölgelerinde şubeleri bulunan mekanların özelliği biraların özel tanklarla getirilip saklanması ile oldukça taze direk üretim fıçısından içiyormuşcasına taze bira içme deneyimi sunması. Hayatımda içtiğim en iyi pilsneri aşağıdaki şirin tanktan içtim. Tazelik ve ferahlığın yanında oldukça iyi seviye bir acılık ve Türkçesini oturmakta zorlandığım (ve  bundan utandığım), gevrek ‘crisp-biscuity’ bir içim.
Tank çok şirin değil mi? - Bira ise duruşu ile özel olduğunu belli ediyor.

Prag Bira Müzesi: Burası methini duyduğum bir mekandı ancak karanlık atmosfer ve kalabalık bende iyi tadım yapma ve keyifli vakit geçirmekten uzak bir ortam hissi uyandırdığı için oturmadım. Meraklısına yine de tavsiye edilebilir.

Bu arada buranın yerel atıştırmalıklarında biri yanda. Hayır kokoreç değil, kömürde şekerli hamur kızartması. :)


 











Prag’daki 2. günümde ilk durağım bir bira şişe dükkanı olan BeerGeek oldu. Yürüyerek ve biraz zor bulduğum bu mekan tüm emeklere kesinlikle değdi. Bu seviyede çeşitlilikte ülke ve bira evlerinden 'şişe bira' satan başka bir mekan görmemiştim (Bir cafe-bar olan Delirium’u saymıyorum.). Belçika’daki mekanlar genelde kendi ülke biralarına yoğunlaşıyor. Burası tamamen butik, özel biraya yoğunlaşmış ve dünyanın her yerinden örnekler var. Bir butik bira-sever için kesinlikle uğranması gerekli bir mekan. Burada ev birası ekipmanları da bulabilir ve tadım da yapabilirsiniz. Benim tattığım biralar resimlerde mevcut. Yürüyerek geldiğim mekandan taksi ile dönmek durumunda kalmam da şaşırtıcı olmamıştır sanırım. Bavulu ilk durakta doldurmak üzereyiz.. :)





Mekanda her ülke için benzer bir raf var. İskoç, Belçika, Amerika, Hollanda, Çek Cumhuriyati vb..

Resimdeki şişeler yurda giriş yapanların sadece bir kısmı. Bardaklı resimler ise bira seçerken tadımı yapılanların bir kısmı.

Anderson Valley Bourbon Barrel Aged Stout: Butik bira sektörünün son dönem ana akımı viski fıçılarında bekletilmiş stout tarzı biralar. Avrupa butik bira üreticileri doğal olarak genellikle iskoç viski ve şeri fıçılarını (ardbeg, Laphroiag vb.) tercih ederken Amerikalı butik üreticiler genelde burbon fıçıları tercih ediyor. Bu biramız adı üstünde burbon fıçıda bekletilmiş. Bira bardakta gazsız ve köpüksüz. Viskozite yüksek. kremamsı. Kokuda burbon hemen hissediliyor ve yüksek alkollü olmasına rağmen burbona özgü tatlı, alkol, vanilya tınıları önde. Tadımda burbonun sert alkolü ve fıçı tatları kavrulmuş malt ve kahve tınılarını bastırmış.







Oturduğunuz herhangi bir kafede Çek Cumhuriyeti'nden kolay içimli biraz daha yüksek adetli üretilen biralarına kolaylıkla ulaşabiliyorsunuz doğal olarak, ben gün içindeki tadımlara akşam otel odasında da devam ediyordum. Duff birası ise sevgili aile dostlarımız Simpson'ların hatırına alınmış ve içilmiştir. :)


Pilsner Urquell pilsner biranın 'Orjinali'. Gelip de içmemek olmaz. Bu tadı kolay kolay başka bir pilsnerde yakalayamazsınız. Bulduğunuz yerde içiniz derim. Hikayesine ve tadım notlarına birçok sitede kolaylıkla ulaşılabiliyor. Kendisi gerçek bir pilsner nasıl olmalı? sorusunun cevabıdır..


 










Klasterni Pivovar Strahov: Mekan kalenin hemen arkasında. Yaklaşınca mayşe, taze bira ve malt kokularını alıyorsunuz zaten. Burada da 5 çeşit bira tadıldı; Buğday (weissbier), Amber, Dark, Red Ale, IPA.. Her biri türünün gayet başarılı örneklerinden sayılabilecek bu biraları içerken oldukça iyi menüsünden atıştırmalıklar alabilirsiniz. Tramvay ile çıkılan ve bütün şehri ayaklarınızın altına alan mini eyfel kulesi ve kale turundan sonra güzel bir dinlenme mekanı oldu bizim için. En beğendiğim biralar Red Ale ve IPA idi.


 

Sv.Norbert IPA: Renk kanyak (koyu portakal-maun), sarıdan karamele uzanan bir renk tayfı cümbüşü. Köpük maalesef zayıf. Kokuda IPA olmasından tahmin edileceği gibi şerbetçiotu hakim. Çiçeksi kokular acılık ile dengeli. Bardakta orta gazlı ve gövdeli. Tadımda ilk olarak meyve ve çiçeksi tatlar damağı sarıyor ve hemen ardından acılık ortaya çıkıyor. Bu acılık dil ve damağa uzun süre yapışıyor. Çok kalıcı, başarılı bir IPA.

U Medvidku: Yine eski şehir merkezinde bir mikro-biraevi. Tek sıkıntısı herkesin aşağıda özel biralar sunmayan büyük restoranı ziyaret etmesi.. Asıl mikro biraevi üst katta. Tabelaları takip edin! Gerçek bir mikro. Bira sevmeyen biri giriş katında vakit geçirebilir, en üst kat dar, biraz sıcak ve buram buram mayşe kokan bir yer. Nedeni biranın da burada yapılıyor olması. Şansıma ben oturup biramı yudumlarken bira ustası çalışma halindeydi. Prosesi bilen biri olarak şetbetçiotlarının çıkarılışı, ahşap fıçılarda biranın fermente oluşu, hidrometre ölçümü gibi adımları takip etmek oldukça keyifli. Mekandaki bazı biralar standart, bazıları ise gayet iyiydi. Tabi bu standartlık bir mikro üretici seviyesindeki karşılaştırmalar için geçerli, hemen hepsi her an ulaşamayacağınız tatlar. Hele Türkiye’de yaşıyorsanız. Bu mekanda 4 farklı bira tadımı yaptım. Oldgott 13, 1466, White, X33.  En yüksek puanı X33 aldı.


 

X33: Tanıtım kartında belirtildiğine göre katkısız olarak elde edilen en yüksek alkollü bira. Alkolün tamamı malttan geliyor. Renk koyu kahve, köpük kahve-beyaz arası, dolgun ve büyük kabarcıklı. Koku kuru incir, kuru üzüm, hafif pekmez, topraksı ve yoğun. Kavrulmuş malt ve alkol de hissediliyor. Tadım çok yoğun, gövdeli. Viskozite oldukça yüksek. Oldukça topraksı ve damakta uzun süre kalıyor, damaktan inişi vakit alıyor. Kesinlikle şu ana kadar mekanda içtiklerinden farklıyım diyor. Önerildiği üzere bu birayı toparlayacak ve dengeleyecek bir tatlı ile içmek şart. 


Prag bitti. Bu anlatılanlar ve daha fazlası 2 güne sığdı. artık Prag'a gidince ne yapacağım demezsiniz.. Bir sonraki durağımız VİYANA olacak..Görüşmek üzere...

Devamı için

Tuesday, 16 September 2014

KÜFE


‘Küfelik olmak’ Türk dil kurumuna göre ‘çok sarhoş olmak’ anlamına geliyor. ‘Çok sarhoş olan gördük de küfe ile ne alakası var?’ diyenler için ise şu şekilde bir kısa açıklama yapılabilir; evine yürüyemeyecek kadar çok içenlerin, hamalların sırtında küfe ile taşındığı zamanlardan kalma olduğu tahmin edilen bir deyim.

Yine didaktik söylemlere giriş yaptık, hemen konuyu bağlayıp Bira Atölyesi ile alakasına gelecek olursak; KÜFE amatör ev biracılığı ürünlerimizin 14.sü olarak raflarda yerini aldı. Hayırlı olsun..







KÜFE Bira Atölyesinin 14 birası olarak ‘Yüksek Mühendis’ ile (üzerine tıklayarak yazıyı okuyabilirsiniz) aynı gün üretildi. Aynı güne 2 bira sığdırabilmemizin yegâne sebebi de bu biranın bir KİT üretimi olması. Yani bize özel bir reçete değil.

Kitten bira üretimi bu işe giriş için temel seviye olarak kabul edilebilir. Hazır karışıma sıcak suyu ekliyor, gerekli ise şekeri veya ekstraktı karıştırıp soğuttuktan sonra mayayı koyarak fermentere alıyorsunuz. Gerekli ekipmanınız varsa çorba yapmaktan daha kolay.

Defalarca belirttiğim üzere bira yapma prosesinde zorlayıcı adımlar zaten üretim aşamaları değil. Öncesindeki temizlik, şişeleme safhası ön hazırlıkları, bekleme çok daha zorlayıcı adımlar. Buna son dönemde hammadde bulma zorlukları da eklenmiş durumda.








Biramıza dönecek olursak türü bir ‘Barley Wine’. Genelde %8-12 mertebelerinde alkol oranına sahip olan bu bira türü ismindeki ‘şarap’ göndermesi ile de diğer türlerden ayrılıyor. İlk olarak eski yunanistanda rastlanan ‘arpamaltı şarabı’nın modern versiyonlarına ilk olarak İngiltere’de rastlanıyor. 

Aristokların yüksek alkollü içecek talepleri ile 1800 yıllarda gelişiyor ve ‘barley wine’ isimli ilk bira Bass No. 1 Ale adı ile 1860 yılında üretiliyor. Türkiye’nin bu tür ile tanışması ise 2014’ün Temmuz aylarını buluyor. Biz yapana kadar yazan da olmadı sanırım.. :) 

Bizim içişn sevindirici ancak bu topraklarda doğan ve dünyaya yayılan bir kültüre bu kadar uzak kaldığımız için de üzücü..

Bu yüksek alkollü bira ile ‘bira hammallık yeeaa’ klişesinin peşinden giden ‘cahil’ insanları hamal sırtında küfe’ler ile eve göndermek hedefimiz.. Bu yüzden biramızın adı KÜFE..

Yazıyı yazana kadar biramız dinlendi ve tadıldı. Tadım notlarını da paylaşalım;

Biramızın görüntüsü ve bardakta duruşu şık, köpüklenme iyi.

Kokuda hafif ekşilik hakim, onun dışında pekmez, kavrulmuş malt baskın olarak hissediliyor. Tadımda ne yazık ki kullanılan şekerden ötürü ekşime hakim. Sofra şekerinde belirli bir oranın üstüne çıkar çıkmaz bu sorunla hep karşılaştık. Bu site üzerinden bira yapmaya girişen dostlara önemli tavsiyemizdir. Şekere dikkat! Aroması yüksek bir bira olduğu için alkolü hissedilmiyor.

Başarılı olarak kabul edeceğimiz biralardan biri olmadı ne yazık ki. Tek tesellimiz kit üretimi olması ve bizi çok yormamasıydı. Çalışmaya, öğrenmeye devam.

Ayrıca girişteki öğretici yapıyı sürdürerek yazıyı sonlandırmak gerekirse; içki bir kültürdür, herşeyde olduğu gibi fazlası zarardır ve kendini, seviyesini bilmeyenlerin hiç bulaşmaması gereken bir alandır. Bunu unutmamak gerekli!

Bir sonraki yazıda görüşmek üzere dostlar..

''Bu site amatörce ve hobi amaçlı olarak sürdürülen çalışmaların paylaşıldığı bir ortamdır. Kişisel görüş ve değerlendirmeleri içermekte ve herhangi bir özendirici faaliyet, reklam ve tanıtım içermemektedir. Bu siteye girişi yapmış kişiler alkol'ün zararlarını biliyor ve kabul etmiş sayılırlar.''

Devamı için

Sunday, 10 August 2014

Brüksel Bİra Turu - Büyük Buluşma (Son Bölüm)

Belçika Bira Turunun 3. ve son gününün şafağında, Bira uğrana, bel fıtığı sıkıntısı ve ayağa vuran ağrıdan yürüyemeyecek duruma gelen yazarımız, son bir güç ile Brüksel’de geçen bir saatin bile heba olmaması için kendini sokağa atmıştı. Otelin karşısında güzel havada içilen bir bardak çayın ardında istikamet neresi olabilirdi acaba?
Sabah kahvaltısı üstüne keman eşliğinde çay

Bier Tempel!! :)
 
Raflar, raflar, Biralar, Biralar…

Diğer yazılarımda da görselleri bulunan bu mekan bir bira-sever ve koleksiyoner için oldukça tatminkar. Merkezin biraz dışına çıktığınızda farklı şeyler bulup tadabileceğiniz mekanlar olsa da Grand Place yakınlarındaki en iyi yerlerden.














Madem öyle diyerek öğle yemeğine geçiş yaptım. Yemeğimize eşlik eden biramız CHIMAY. Bu birayı daha önce şu yazı ile (http://serjaymz.blogspot.com.tr/2012/08/trappistler-bolum-2-orval-chimay.html ) tattığım için tekrar değerlendirmiyorum. O zamanlar damak ve kelime dağarcığı açısından toy günlerimdi. Hala da öyle ancak bazı tadımları detaylı olarak yinelemek de şart olmuş bunu da görmüş oldum.


Akşam gerçekleşecek büyük buluşma öncesi istikamet Delirium Cafe-Bar. Şaşıran var mı?
Bu sefer alt katta bardayım.

TROUBADOUR MAGMA: Görüntü ile başlamak lazım biliyorsunuz; 1 parmak sarı-beyaz bir köpük. Portakal rengi ve bulanık bir görüntü ve sevmediğim bardak tipi, ama yine de çekici. Ortamın etkisiden olma ihtimali yüksek.

Koku doğal olarak şerbetçiotu ağırlıklı çünkü biramız bir DIPA (Double India Pale Ale). Kullanılan şerbetçiotlarının meyvemsi, tatlı tınılarının yüksek olduğu çok net olarak belirgin. Aromtiklik ile acılık arasındaki seçimde kendini aromatik tarafta konumlandırmış bir IPA.

Tadıma geçcek olursak burada bir komplekslik söz konusu. İngilizlerin icadı IPA'nın, Amerikan versiyonunun bir Belçikalı biraevi tarafından yorumlanması bu kompleksiliğin başlıca nedeni sanırım. DIPA acılığı ve limoni/turunçgil tatlarının ardından acılık ve karamel tatlar da damakta bitirişte hissediliyor. %9 alkolü de hissettrimeyen oldukça başarılı bir bira ama benim puanım çok yüksek olmayacak. Belçika'da bu özellikte bir bira içtiğimde referansın Houblon Chouffe olduğu için biraz objektivitede sıkıntı yaşıyorum..

Puamım: 8/10 
RateBeer Puanı: 97/100

FIRESTONE PALE 31: Delirium'a gelmemdeki en büyük sebeplerden birinin Amerikan butik biralarına ulaşılabiliyor olması olduğunu defalarca belirtmiştim. Şimdi bunun hakkını vererek amerika kıtasına geçiş yapıyoruz;

Biramız bardağımıza barmen tarafından özel ilgi ile doldurulsa da yine sevmediğim bardak!

Görüntü: Köpük oldukça dolgun ve beyaz, biramız saydam ve sarı renkte. Gazsız bir pilsner gibi.  Bardakta gazlılık düşük.

Koku: Görüntüdeki tipik pilsner beklentisinden sonra (Ale tipi bir bira olmasına rağmen) koku tokadı atıyor. 3 farklı malt ve 4 farklı şerbetçiotu kullanılan bir bira olduğu hissedilmeye başlandı. Burunda ilk hissedilen meyvemsi kokular, çiçeksi ve ferah tınılar ise yavaş yavaş belirginleşiyor.

Tadım: Yine kompleks, ne sadece şerbetçiotu ne de sadece çiçeksi. Bu kadar saydam görüntüde bir biranın bu kadar şetbetçiotlu olması ise şaşırtıcı. IPA tarafına geçmeden bunu başarmak ve bu kalitede kalmak oldukça iyi. Tabi ki derin aromatik bir Ale değil ama Pale tarafta kalarak yaptıkları oldukça başarılı.

Puamım: 7,5/10 
RateBeer Puanı: 93/100

Artık dostlarla tanışma vakti! Nam-ı değer ve diyar Beerader ve Yıldırım Biracılık.. :) Aslında bu yazıyı yazmadaki yegane sebep bu iki bira-sever dost ile tanışmam. Bir bira-sever iseniz kendilerini B;ra dergisindeki yazılarından ve internet üzerinde yaptıkları işler, bira tadımları ve gezilerinden tanıyorsunuzdur.

Akşamımız Grand Place’de buluşma ve ardından Moeder Lambic’e (daha önce uğradığım bu mekanın yazısına ismini tıklayarak ualaşabilirsiniz.) doğru gidiş ile başladı, 2 ayrı Delirium lokasyonu ziyareti sonrası Delirium hoppy-loft'da tamamlandı. İki bira uzmanı ile içilen biraları ve keyifli muhabbeti burada dar kelime dağarcığımla aktarmam mümkün değil. Zaten belirli bir süreden sonra kafalar güzel, muhabbet güzel.. Ne notlandırma kaldı ne detay değerlendirme. 

3 Bira sevdalısı Türk Belçika'da Bira Muhabbetinde..

İçilen biralar özeldi ancak gecenin sonunda Oğuzcan’ın bizlere armağanı SPEEDWAY STOUT inanılmazdı.. Kendisine bu efsane bira için ne kadar teşekkür etsem az.. O tat inanın hala damağımda, o kremamsı yapı ve kompleks içimi de herhangi bir stoutta henüz yakalamış değilim.. Dünyanın en iyi biraları listelerinde hep üst sıralarda bulunan bu birayı ben anlatmayım size. Buradan farklı yorumları okursunuz;  SPEEDWAY STOUT

Oğuzcan'a 'ne kadar teşekkür etsem' az diyeceğim 
ALESMITH SPEEDWAY STOUT

Beerader’in hediyesi Carolus Hopsinjoor ise Birasevdası ve KeyifAdamı ile yaptığımız Bira Tadım Günleri'nde tüketildi. Yazısını hala yazamadım. Hatta Beerader son tadım günümüze Belçika’dan teşrif de etti. 


 
 Bira Tadım Günleri 5'den bir görüntü..


Güzel dostluklara vesile olan bu keyif yolunda yeni tadımlara ve seyahatlere devam.. 

Yazma hızımız aktivite hızımızın o kadar gerisinde kaldı ki! Kendime bir liste yaptığımda (ki bunu 1-2 yazıda bir yapmaya başladım ama daha hızlı yazmama hiç yararı olmuyor :) ) aşağıdaki gibi bir şeyler oluşuyor.
  • Bira Tadım Günleri (4 farklı gün, 80'e yakın bira tadımı)
  • Brüksel Bira Turu -2014 (bu yazı ile biten seriden sonra yaptığım gezi)
  • Viski tadım Kursu (Vakit olursa..)
  • Bira Atölyesi Yüksek Mühendis Tadımı
  • Bira Atölyesi - KÜFE
  • Prag Bira Turu
  • Viyana Bira Turu
Bir sonraki yazıda görüşmek üzere… 

Detaylı yazılarıların dışında aşağıdaki adreslerden de aktiviteleri takip edebilirsiniz;

twitter; @BiraAtolyesi
Instagram; @BiraAtolyesi
Facebook; BiraAtölyesi

Devamı için